EKVADOR

Ekvator çizgisi dünyanın 11 ülkesinden geçtiği halde neden en çok sahiplenen Ekvador olmuş diye merak etmiş miydiniz ? Biz ettik. Meğer taa inkalar zamanında hem yerküreyi ikiye böldüğü varsayılan çizgiyi tespit etmişler hem de  bugünkü başkentleri Quito’nun çizgi  üzerindeki en yüksek rakımlı yani güneşe en yakın şehir olduğunu farkedip  dünyanın merkezi ilan etmişler. İsmine de  quechua dilinde dünyanın merkezi anlamında Quitu demişler.

Ecuador line, Quito
EKVADOR ÇİZGİSİ

Daha ispanyollar “nereye gidip de sömürelim” diye düşünmeye bile başlamadan  ekinoksa, yerkürenin hareketlerine göre tarım yapıp mevsim dönümlerinde festivaller yapıyorlarmış. 

1531’de İspanyol misyonerlerin ayak basmasıyla dağdan gelip bağdakini yoketmeye başlayan  beyaz adamlar bu bilgilerin üzerine yatıp “8 yıl araştırdık, çizgi burası” diye Quito yakınlarında bir yer belirlemişler.

O yıllarda ülke zaten karışık, Simon Bolivar’ın ispanyol sömürgesine karşı başlattığı bağımsızlık savaşında bir yanda memleketi kurtaralım derdine düşmüşler ama çizginin önemi baki kalmış. Önce, Bolivar liderliğinde Peru, Kolombiya, Venezuela ve Panama ile konfederasyon kursalar da 1830’da herkes kendi ülkesini kurup mutlu mesut yaşayacaklarını sanmışlar. Zaten İspanyollara karşı ayaklanan ilk ülke olduklarından   zengin yeraltı kaynakları, tarım arazileri ve çalışkanlıklarıyla geçinip gideceklerini düşünmüşler. Petrol, altın , dünyanın en iyi kakaosu , kahve, olağanüstü doğa gani gani, hele bir de Galapagos Adaları var ki, “ileride ne para kırarız turizmden” demişler. Lakin bağımsızlıktan sonra 55 yılları diktatörlükle heba olmuş.

Demokrasi beklerken Rock şarkıcısı Devlet Başkanı, halefi yardımcısı ve nihayet zengin işadamı Lucio Gutierez’in şaibelerle dolu yönetimine dayanamayan halk sonunda ayaklanıp Guiterez’i devirmiş.Nisan 2017’de yapılan seçimlerde sol parti adayı Lenin Moreno devlet başkanlığına gelmiş. Biz de taze başkanın ilk aylarına rastlamışız.Genel durum şu : İnka öncesi kabileler ve inkalar ispanyolların asimilasyonuna dayanmış ve halen kültürlerini devam ettirmekteler. Her ne kadar resmi dil ispanyolca olsa da yerel dillerinin etkisi net olarak hissediliyor. Hatta kırsalda hala quechua ve diğer 13 yerel dil konuşuluyor, giysileri, festivalleri kendi kültürlerine göre devam ediyormuş.

 

Hristiyanlaştırılmış olsalar da ata dinleri şamanizm kilise içinde bile görülebiliyor. 16 milyon nüfusun %30’u olan  yerlilerin bir kısmı daha modern hayata uyum sağlamış. Ama  hala batı ile hiç iletişimi olmayıp yaklaşan her yabancıyı öldürdükleri söylenen kabileler ülke sınırı tanımadan Amazon içlerinde yaşamaya devam ediyorlarmış. Sokaktaki insan tipleri, kısa boylu esmer yerliler, mestizolar (nüfusun %60’ı olan  melezler) ve beyaz ispanyollardan oluştuğu için belli bir ekvadorlu tipi tarif edilemiyor.

Yakın tarihte bile amazon yerlilerini uçaktan zehirli madde püskürterek katletmiş olan ABD en dost ülke. Kolombiya’daki uyuşturucu trafiğini kontrol etmek için burada bir üs bile kurmuşlar. Günahı boyunlarına, uyuşturucu ticaretinin en büyük babası da ABD diyorlar da, biz o kadarına karışmayalım. Birbirlerine sevgide hızlarını alamayıp para birimleri olan sucre’yi de bırakmışlar.1999’dan beri Ekvador’un resmi para birimi Amerikan Doları. Üstelik terkettikleri Sucre ise bağımsızlık savaşlarının en önemli komutanı Mariscal Sucre’nin isminden geliyor, ama dolarizasyonda tamamen kalkmış tedavülden. Dünyanın en büyük muz ve kakao üreticisi ama büyük yolsuzluklar nedeniyle ihracat ve Galapagos merkezli turizm geliri halka pek yansımıyor.

Ekvador çizgisine gelince , 1982 yılında dünyanın merkezinden para kazanmaya karar verip kocaman bir anıt dikip tepesine de yerküre yerleştirmişler.

 Planetaryum, kakao ve etnografya müzeleri, ortaya çizdikleri çizgide yapılan yumurta, su… vs deneyleri, hediyelik dükkanlarına kadar devasa bir tesise tonla para yatırmışlar. Namı “Ekvador’un en çok ziyaret edilen turistik destinasyonu Mitad Del Mundo (dünyanın merkezi) olarak yürüyor.

 

 

 

 

Güya çizginin bir yanı kuzey, diğer yanı güney yarımküre. Sonra tekrar bir ölçmüşler ki çizginin yeri aslında 200-300 mt ileride… Onca yatırımı çöpe atacak değiller ya. Üstelik ekvador çizgisinde suyun coriolis etkisiyle akış yönünün kuzey ve güney yarımkürede farklı olduğunu, çiğ yumurtanın bir çivi üzerinde bile durabildiğini aynı şekilde  burada da gösterebiliyorlar. Girişimci özel sektör girmiş devreye, arazinin sahibi hem ekvator çizgisi atraksiyonları yapılan hem de etnografik bilgiler veren bir açıkhava müzesi kurmuş. Adına da güneşin yolu anlamında Inti-nan demiş.

İşin garibi aynı deneyler burada da yapılabildiği gibi çakma başka müzemsi yerler daha çıkmış ortaya.

 

 

 

 

 

Rehberlerin ortak cevabı : “Ekvador çizgisinin eni  500 mt, yani devletin yaptığı tesisin yeri de doğru,diğeri de”. İkna olmadık ama çok eğlendik ve bilgilendik. Shuar yerlilerinin düşmanlarının kafalarını kesip nasıl küçülttüklerini ve aksesuar olarak kullandıklarını da öğrendik.Teksas Tommiks okuduğumuz yıllardan aşina olduğumuz kızılderili totemlerinin orijinallerini de gördük. Pasaportumuza “Ekvador çizgisini görmüştür” mührünü de bastırdık ya,değmeyin keyfimize,başımız göğe erdi……

Türkiye’den bunca yolu sadece kuzey yarımküreden güneye, güneyden kuzeye koşturmaya geldiğimizi sakın düşünmeyin. Önce, Castro’dan sonra Küba’nın yeni haline bir bakalım diye İstanbul’dan THY ile Havana’ya 12,5 saat uçtuk.Küba’dan sonra Kolombiya’nın başkenti Bogota,sonra  Ekvador’un başkenti Quito ve mühendislik harikası kanalı görmek için de Panama City.  Dönüşümüz Panama City’den THY direk uçuşla İstanbul idi. Ekvador’a THY direk uçmasa da Bogota’dan aktarmalı olarak ulaşımı kolay. İstanbul-Bogota direk uçuş 14 saat. Dönüşte Panama City’e de uğrayıp İstanbul’a gelişi 17 saati buluyor, yani kolay dedikse o                                                                              kadar da değil.

 

 

2850 metre rakım ile dünyanın 2. en yüksek başkentine inerken  derin vadiler, volkanlar, ormanları gördükçe ispanyolların nasıl bir zenginlik için bunları göze almış olabileceklerini hayal etmeye çalıştık. Tam piste teker koyacakken aniden tekrar havalanıp inişi pas geçmez miyiz…  Pilotun “sakin olun, türbülanstan oldu, birazdan ineriz” benzeri anonslarıyla havada 25 dk. turlayınca vadiler daha derin, dağlar daha yüksek görünmeye başladılar sanki 🙂

 

 

 

 

 

Yeni havaalanından şehire geliş yolu da otobüsü de çok iyi, wi-fi bile vardı.Güvenlik konusunda çok uyarı aldığımız için temkinli davranmaya çalıştıkça bizi mahçup edecek kadar kibar görevliler, taksiciler, otel çalışanları ile karşılaştık.

 

 

Otelimiz modern lokallerin, restoranların yoğun olduğu bir bölgede. Akşam 18:30’da bir dolanalım diye otel kapısına çıktığımız anda görevliler müdahale ettiler. “Aman deriz yarım saatten fazla gecikmeyin, çünkü “mui peligroso”, yani çok tehlikeli”. Otelin yakınlarında alelacele bir yemek yedik ve geri döndük.

Sonra da Quito’da tanıştığımız 2 Türk kadın gezgin, kiraladıkları arabayla Otavolo yolunda birisinin çantasının çalındığını, günlerdir yeni pasaport için elçiliğe gidip geldiklerini anlatınca iyice anladık ki burası mui peligroso. Ve dahi Belma’nın telefonu aniden arızalandığı gün bütün telefoncuların “birkaç sokak ileride yaparlar ama bu saatte oraya girmeyin (saat daha 18:00 idi) uyarılarıyla tamirden vazgeçtik. Otelin etrafındaki dükkanlar da çoktan kapanmışlardı ama sanki bizi bekler gibi bir telefoncu açıktı. Tamamen tükenmiş pili değiştirmek için bir sürü yere telefon, koşturmaca… ve sorunu çözdüler. 50 mt, ilerimizdeki otelimize uğurlarken  bile uyardılar : mui peligroso 🙂

İnternette  birçok gezgin Otavolo şehrinin pazarını yazmışlardı.Öve öve bitiremiyorlar. Aman efm. cumartesi günleri daha büyükmüş, yerli pazarıymış…Gitmek farz oldu tabii. Terminalden bindiğimiz bir otobüsle 2 saatlik yolculuğumuz tablo gibi dağ yollarını ve King Kong 2 filmini izleyerek geçti.

Üstelik bu güzel yolculuğun gidiş dönüş kişi başı maliyeti  6$ bile tutmadı.(Yaklaşık 4 lt olan bir galon benzin Ekvador’da 2 $). Yerlilerin kıyafetleri ve otobüsler renk cümbüşü. Hele çoğu kadındaki işli beyaz gömlek ve şapkalar bizi bizden aldılar. Pazardaki el işi olan olmayan örtüler, hamaklar, giysiler, kilimler… güzel de satıcılar daha çok ilgimizi çektiler. Cumartesi olmadığı halde tahminimizden çok tezgah, az müşteri vardı.Latin ülkelerinin çoğunda olan       türden ürünlerin Ekvador desenlileri  çok ilgimizi çekmese de geldiğimize  mutlu olduk. Bolca fotoğraf çektik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Quito’ya dönüp tarihi merkez Plaza Grande’ye gittik, gündüz en güvenilir bölge, gecesi pek fenaymış.

 

 

 

 

Yer gök polis ve belediye görevlisi. Hem ingilizce biliyorlar hem de çok ilgililer. Başkanlık Sarayı muhafızlarının değişim töreni de bu meydanda, diğer saatlerde meydan serbestçe müzik yapanlara kalıyor. Sarayın ziyareti ücretsiz ama randevuyu alabilene… Üstelik gereksiz uzun sürdüğünü söylüyorlardı çıkan turistler. Pasaportumuzla randevu kaydımızı 17:40’a yaptırdık ama şehri gezmek daha cazip olduğu için gitmedik. Katedral ve Psikopos Sarayı da burada.

Ülke tarihini balmumu heykelleriyle canlandırarak anlatan Alberto Mena Caamaño müzesini gezip  bazı ünlü kiliselerini dolandık. Her birinin ününe bir sebep var, San Fransisco en eski kiliseymiş. Süslemelerinde kullanılan altınları satarlarsa ülkenin bütün borcu ödenebilir diye ballandıra ballandıra anlatılan sonradan sadece 60 kg altın kaplama olduğunu öğrendiğimiz  La Compania de Jesus kilisesinini gördük.

İspanyolların bu haşin coğrafyadan vazgeçmemek misyonerliğe ne kadar yatırım yaptıklarına tanık olduk.

Adet olduğu üzre burada da tepeden şehre bakan bir Meryem Ana heykeli var, Fransa’da yapılıp 7000 parça halinde yollanmış ve 1974 de monte edilmiş

Yokuş dik ve güvenlik konusu gündüz bile sıkıntılı. Taksiciler yol üzerinde yaşayanların Peru, Küba gibi ülkelerden gelen kaçak ya da işsiz göçmenler olduklarını söylüyorlar ama polis aynı fikirde değilmiş. Organize suç yatağı deniyor . Taksiyle çıkıp 45 metrelik kanatlı heykeli gördük ve dönüşte başka bir taksiye bindik. Adam nasıl hoşsohbet, Türk dizilerini sevdiğinden başladı futbolla devam etti… Otele kadar vereceğimiz paranın yaklaşık 4-5 $ olduğunu biz biliyoruz, ama bildiğimizi o bilmiyor. Taksimetreyi açmadı. İnişe yakın matbu bir listeyi alelacele gösterip “25 $ ama sevdim sizi 20 olur” dedi ve hemen kaldırdı.Dedik “olmaz, taksimetre açsaydın.” 15 dedi. “Otelin önündeki güvenliğe ya da polise sormadan inmeyiz” dedik. Defalarca polis kelimesini tekrar edince “10 verin bari” dedi. 5 verdik. Hep uyardıkları üçkağıtçı taksici deneyimimiz de seyahat anılarımızda yerini almış oldu. Diğerlerinin de hakkını yemeden belirtelim ki, taksimetre açmayan ve dürüst olmayan tek şoför oydu.

Bütün turistlerin ispanyolca bildiğini düşünüyorlar. Biraz daha beyaz ve iri yapılılar da amerikalı. Ortadoğuluların tamamına Türk anlamında turco diyorlar. Ama “kültürümüzü yansıtmalarıyla” ünlü TV dizilerimiz burada  çok seyredilmeye başladığından beri bizi ülke olarak biliyorlarmış. Türkiye’de hiç dizi izlemediğimizi ve isimlerini bile bilmediğimizi duyanlar inanamadılar. 

 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gideceklere tavsiyeler :

-Mui peligroso 🙂

-Kesinlikle gidilmeyi hakediyor.

-Mui peligroso :))

-Güzel kalpli halkının çoğuna haksızlık etmeyelim…

-Mui peligroso :)))

-Az eşya, çok anı ile gezmek en iyisi.

-Mui peligroso :))))

-Kahvesi muhteşem …..

#ekvador#ecuador#ecuadorline#Quito#

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir