İNGİLTERE, Londra

Avrupa ülkelerinin çoğunu gördüğümüzden son yıllardaki seyahatlerimizde hep uzak ülkeler için planlar yapıyorduk. Yolu yakın ama vizesi meşakkatli olan İngiltere genellikle sıralamalarımıza giremiyordu. Ama ani bir kararla 2014 Ağustosu için Londra programı yaptık. Ankara ve İstanbul’dan ayrı ayrı başvurduğumuzda birkaç günde İngiltere vizelerimiz elimizdeydi. Expres talep ettiğimiz işlemi İstanbul 2 günde bitirirken Ankara normal işlemle 4 günde İngiltere vizesini verdi. Havayolumuz THY, mil puanlarımız sağolsun. Gatwick Havaalanı Londra’ya uzak ama ulaşımı rahatmış. İstediğimiz gün ve saatlerde uçuş da müsaitti. İnternetten rezervasyon yaptığımız Double Tree By Hilton Otele metro ile bağlantısı da çok kolay. 1 haftalık zamanımızın tamamını Londra’ya ayırdık. Koşuşturmaya gerek yok, diğer şehirlere de başka zaman gideriz… İstanbul’daki yoğun yağmurlarla ertelenen uçuşlar nedeniyle Sabiha Gökçen Havalimanı karmakarışık. Apronda bagaj yığınları, terminalde değişen kapılara koşuşturan kalabalıklar arasında biz de yağmur altında 2 saat gecikmeli olarak 13:20’de kalktık.

londra-000054 saat sonra Londra Gatwick havaalanındaydık, İngiltere bizden 2 saat geride. Pasaport kontrolde, alışkanlık olarak en kalabalık kuyruğa girmek üzereydik ki, AB vatandaşlarının sırası olduğunu farkettik. “Diğer ülkeler” sırası neredeyse bomboştu. Türk pasaportlu birkaç kişinden başka kimde olmadığından işlemlerimiz çabucak bitti. İlk işimiz bizi Victoria istasyonuna götürecek olan Gatwick Exprese ulaşmak. Daha ekonomik olan trenler de var ama biz sadece yarım saat sürecek olanı tercih ediyoruz. Kuzey terminalinden Gatwick Exprese bineceğimiz Güney Terminaline monorail ile geçtikten sonra karşımıza bilet satışı yapan mobil resmi satıcılar çıktı. Gişeler yoğun olduğu için ayaküstü, sadece kredi kartıyla bilet satıyorlardı. 2 kişi gidiş-dönüş 69,80 GBP (250 TL) ödedik. Gişeyle aynı rakam ve yasal. Sık ve rahat olduğu için Gatwick Expres çok tercih ediliyor. Victoria istasyonuna 25 dakikada indik. IMG_2141

İlk işimiz Oyster Card almak oldu. Bütün toplutaşım araçları için geçerli olan karta kişibaşı 36,80 GBP ve 5 GBP depozit (41,80 = 150 TL) ödeyerek otele gideceğimiz District Line’e bindik. Oyster card, kullanılacak bölgelere göre günlük, haftalık gibi tarifelerle satılıyor. Biz 3. bölgede kalacağımızdan 1.-3. bölge için, haftalık aldık. Yetmezse üzerine eklenebiliyor, dönüş günü de deposit ve kalan ücretin iadesi mümkünmüş. Merkezden 20 dk. kadar batıda tipik Londra mahallelerinden Ealing Common’dayız. Otel metroya çok yakın. Otelin yeşillikler içindeki kırmızı tuğla binası çevredeki evlerle çok uyumlu. Standart odaları biraz dar ama uzun kalacağımız için bize geniş ve rahat olanlardan verdiler. Eşyaları bırakır bırakmaz Piccadily’e gittik. Gecesi şık ve hareketli.P8141006 Ünlü çay mağazalarından turistik eşya dükkanlarına kadar her yer insan dolu.IMG_2152 İngilizlerden çok turist ve göçmen kalabalığı.Her çeşit aksanda ingilizce, bolca italyanca, arapça duyarak geç saatte otelimize döndük. Ertesi gün cumartesi, en ünlü pazarların kurulduğu gün. Hava da güneşli. Metroyla Nothing Hill’e,Julia Roberts ve Hugh Grant ‘ın Türk filmleri tadındaki filminden aşina olduğumuz mahalleye gittik.

londra-00013İnsan seli Portobello pazarına doğru akıyordu. George Orwell’in evi, Londra’nın en eski sineması Electric Cinema gibi ünlü binaları aramaya bile gerek yok. Fotoğraf çekenlerin yoğunlaştığı binalara bakmak yeterli. Antikacılarıyla ünlü pazarda aslında yok yok.Giysiden CD’ye, hazır yiyeceğe kadar çok da kaliteli olmayan her türlü ürünün alıcısı da bol. Yemek için İtalyan satıcının tezgahındaki deniz ürünlerini seçtik.IMG_2180 IMG_2185 Taze ve lezzetliydi.

IMG_2161Pazarın sonuna doğru karşılaştığımız Türk satıcılar okul masraflarını karşılamak için haftasonları tezgah açtıklarını söyleyen öğrencilerdi. Sonraki durağımız Covent Garden. IMG_2210 Çok daha düzenli ve ürün çeşitliliğinden kalitesine kadar Portobello’ya kesin fark atıyor.

londra-00016Çevresindeki sokak göstericilerinin çoğu çok başarılı ve kalabalıklar tarafından izleniyorlar. St Poul’s kilisesi önündeki alandan Apple Market, Jubilee Market’e doğru ilerliyoruz. Marka mağazaların da bulunduğu caddeden Kraliyet Opera Binası önündeki sokak müzisyenlerini dinleyip tekrar kilisenin önündeki meydana , Taşımacılık Müzesi’ne indik.IMG_2240 1863’de bugünkü futbol kurallarının belirlendiği toplantı için 12 futbol klübü bu semtte toplanmış. Orijinal bina yerinde olmasa da futbolun doğduğu The Freemason’s Arm maç izlemek için tercih edilen ünlü mekanlardan.Thames kıyısındaki Embarkment’e kadar yürüdük. Sonra da Leicester Meydanı ve Çin Mahallesine devam ettik.
P8090157 P8090164 Favori çin yemeğimiz dimsunumuzu da afiyetle yedikten sonra yağmur artınca otele döndük. Pazar sabahına yine şiddetli yağmurla uyandık. Yapılabilecek en iyi program British Museum’a gitmekti. IMG_2255 Neredeyse bütün turistler de aynı fikirdeler, kuyruk uzadıkça uzuyor. Biz erken geldiğimiz için fazla beklemedik. Giriş ücretsiz ama müzenin her köşesinde bağış kutuları var. Anadolu dahil dünyanın her yerinden aldıkları ya da çaldıkları eserler için asıl onların borçlu olduklarını düşündüğümüzden birçok turist gibi biz de bağış mağış yapmadık.Görmeyi çok istediğimiz Halikarnasos buluntuları gibi bazı salonlar ziyarete kapalıydı.

Yunan, Roma, Ortadoğu, Mısır koleksiyonlarından başka 2000 yıldır bataklıkta çürümeden kalmış Lindow adamı da görülmeye değer.

En üst kattaki Japonya salonu Mitsubishi Coorporation sponsorluğunda düzenlenmiş. Klimaları ve daha az ziyaretçisi sayesinde en rahat nefes aldığımız bölüm oldu. Çıkışta güneş açmıştı. Russell Meydanı’na doğru yürüyüp 100 yılı geçen tarihiyle Victoria Döneminin en güzel mimari örneklerinden olan Russell Otel’e geldik.

londra-00028Gösterişli dekorasyonu ile en gözde pahalı otellerden birisi.Oradan metroyla hafta sonu kurulan ünlü pazarlardan Petticoat Lane’e gittik.Tekrar başlayan yağmur yüzünden erken toplanmaya başlanmış tezgahlar hiç cazip görünmüyorlardı.Otobüsle Big Ben,Westmister Abbey’e gidip köprünün karşısındaki London Eye dönme dolabına ulaştığımızda hava kararmıştı.London Eye için Madam Tussauds Balmumu Müzesi ve akvaryum ile kombineli bilet rakamları var ama bize pek cazip gelmedi.Yemek için burada çok yaygın olan fish&cips restaurantlarından birisine girdiğimizde saat 21’e geliyordu.County Hall’deki restaurant kapanmak üzereydi. Ama Kıbrıs Türklerinden olan sahibi Metin Bey ve personeli yemeğimizi bitirinceye kadar kapatmayıp bizi beklediler.P8100352 Kendilerine teşekkür ediyoruz…

Bu arada, sürekli olarak yağmurluğu giy-çıkart,güneş gözlüğünü tak-çıkart, şemsiyeyi aç-kapat derken helak oluyoruz. Ama azimle yola devam ediyoruz… Pazartesi sabahı Doğal Tarih Müzesi’ndeyiz. Burası da ücretsiz ve girişte uzun kuyruk var.

Dünyanın oluşumundan bugüne gelmiş geçmiş, bildiğimiz bilmediğimiz binlerce canlı türünün 3 boyutlu halinden başka değerli taşlar, meteorlar gibi 70 milyon civarında yerbilim örneklerinin sergilendiği muhteşem müze dünyadaki örneklerinin en kapsamlısı.

Yeryüzünün oluşumundan başlayan anlatımlarda özellikle depremler bölümü çok etkileyici. Türkiye’den de örneklerin verildiği bölümde Kobe Market yazan odaya girdiğimizde 1995’de yaşanan 20 saniye sürmüş 6,8’lik Kobe depremini birebir yaşatan yapay sarsıntı tüylerimizi diken diken ediyor.Victoria dönemi yapı teknikleri kullanılarak çelik iskelet üzerine kurulan müze binası bile başlıbaşına görülmeye değer. Bizce her yaş grubunun mutlaka görmesi gereken muhteşem bir müze. Oradan Victoria Albert Müzesi’ne geçtik.

londra-00048Günün çoğu zaten bitmişti. Bu kadar kültür yeter diyerek kendimizi ünlü Harrods mağazasına attık.Mağazanın büyüklüğünü, ürün çeşitliliğini ve kalitenin yanında fiyatlarını da müze gezer gibi seyrettik. Özellikle gıda reyonunun sunumunu , şarküteri, çikolata bölümlerini hayranlıkla izledik… Mağazayı satın alan Katar Havayolları’nın bilet ofisi de var burada. Sanki bütün uçakları direk buraya indiriyorlar. Her yer arap turist dolu ve herkes alışveriş yapıyordu. Biz alışveriş yapmayıp bu çılgınlığa seyirci kalan azınlıktayız. Buckhingam Sarayı’nda askerlerin nöbet değişimini izlemeye gideceğimiz sabah hava gayet güzeldi. İnternette özellikle yaz aylarında törenin hemen her gün yapıldığı ve erkenden gidip yer kapılması gerektiği yazıyordu. Biz de öyle yaptık. Demir parmaklıkların önünde güzel bir yer bulup artan kalabalığın içinde mutlu mesut beklemeye başladık.P8120509 Ama bekleyen diğer şaşkın turistler gibi biz de “tören mören yok, yarın 11:30’da bir zahmet bir daha uğrayın” gibi birşeyler yazan tabelayı farketmemişiz. Ancak polislerin sözlü uyarısıyla törenin yapılmayacağına ikna olup dağıldık… Biz de St. James Parkı içinden yürüyerek devlet binalarının olduğu bölgeye gittik.

londra-00050Churchill House ,Savunma Bakanlığı, Atlı Muhafız Birliği Müzesi önünden geçerek Downing Sokak 10 numaradaki Başbakanlık konutunun önüne geldik. Sokak girişi demir parmaklık ve polis barikatı ile kapalı ama polisler çok ilgili ve kibarlar. Hem sorularımıza güler yüzle cevap verdiler hem de iyi tatiller dileyerek bizi uğurladılar. Herkesin fotoğraflarını çektiği atlı muhafızların ise hiç yüzü gülmüyordu. Turist kalabalığından mı zaman zaman çocukların verdiği rahatsızlıktan mı yoksa görev gereğiyle mi anlamadık ama pek mutsuz görünüyorlardı. Her sabah 11:00’de yapılan nöbet değişim törenlerine gelmemekle çok şey kaçırmadığımızı düşünerek turistik görevimizi süvarilerle fotoğraf çektirerek tamamladık. Turistik gezimize Trafalgar Meydanında devam edip burada da bol bol fotoğraf çektikten sonra Victoria Palace Tiyatrosuna gittik.

Londra’ya gelip müzikal izlememek olmaz… Bir sürü seçenek arasından uçakta tanıştığımız tiyatro üzerine doktora yapan sevgili Eda’nın tavsiyesini dinleyip Billy Elliot’a karar vermiştik.2005’den beri oynayan müzikale tesadüfen güzel bir yerden de bilet bulduk. Oyun çok güzel, çocuk oyuncuların performansları da çok etkileyici.

londra-00065Bugünkü başrol oyuncusu, başladığından beri 37. Billy Elliot’muş, haziran 2014’den beri sahne alıyormuş. 4 çocuk oyuncu ile değişimli olarak oynuyorlarmış. Hangisi daha iyiydi bilmiyoruz ama biz izlediğimiz Billy’i sevdik. Eda’ya teşekkür ediyoruz.Ertesi sabah tören için üşenmeden Buckhingam Sarayı’P8130735na tekrar gittik. 10:00’da orada olmamıza rağmen alan tıklım tıklımdı.11:30’da tören başlayana kadar güneşin altında beklemekten başka çaremiz yok. Üstelik izdihamdan hiç bir şey göremiyoruz. Beklemekten yorulup gitmek isteyenleri de tören akışını engel olabilecekleri için polis bırakmıyor. Hiç bir şey göremediğimiz bir tören için bu kadar zaman kaybedince sarayın içini gezme hevesimiz de kalmadı. Pencerenin arkasından halimize bakıp güldüğünü tahmin etttiğimiz kraliçeye el sallayıp oradan ayrıldık.

Törenden kurtulunca Hyde Park’a attık kendimizi.Göl kenarında kahve molamızı verdik.
Amacımız Speaker’s Corner’de nutuk atıp rahatlamaktı. Meğer o da sadece pazar günü yapılıyormuş.Hafta içinde dertlenmeye bile izin yok, “biriktirin biriktirin,pazar günü de gelin anlatın” diyorlar sanki.

londra-00079Biz yine de içimizi parktaki kuşlara döküp Oxford Caddesi’ne gittik. Söylendiği kadar alışveriş cenneti olup olmadığına bakmak istemiştik. Ürün çeşitliliği bol ama rakamları TL’ye çevirince alışveriş hiç cazip gelmedi.En uygun rakamlı mağaza olarak okuduğumuz Primark da karmakarışık bir pazaryeri kıvamında.İçinde iyi ürün varsa da arayıp bulma hevesi bırakmıyor.Harrods’daki zengin arapların yerini burada orta halliler almış.Kucak dolusu ürünle kasada kuyruk yapmışlar. Eliboş mutsuz bir halde internetten randevu aldığımız Madam Toussaud Balmumu müzesine geçtik.

Randevulu gitmekle de kuyrukta beklemekten kurtulamadık. Kalabalıktan Balmumu heykellerin yanında fotoğraf çektirmek de çok zor. Uzun süre sıra bekleniyor. En çok görmek istediğimiz Atatürk’ün balmumu heykelinin kırıldığı ve göremeyeceğimiz de söylenince iyice canımız sıkılıyor. Oysa kraliyet ailesinden Obama’ya One Direction’dan Dalay Lama’ya herkes orada. Bazılarıyla fotoğraf çektirmeyi başarıp, eski Londra temalı bir tünelden geçip 3 boyutlu filmi de izledikten sonra açık havaya çıktığımızda rahat bir nefes alabildik. Burada daha iyi anladık ki Londra’ya ağustosta gelmek hiç de iyi bir fikir değilmiş.

Ertesi gün Greenwich’e gitmek için metro ile Canary Warf’a geldik. Oradan DLH train aktarmasıyla Greenwich kasabasına ulaştık.

londra-00046Merkezden 40-50 dakika kadar uzaktaki kasaba meridyenleri bulan ingilizlerin “meridyenlerin başlangıç noktası ahan da burası” diye karar vermelerinden dolayı boylam derecelendirmelerinin sıfır noktası olarak belirlenmiş. Emin değiliz, biz de onların yalancısıyız. Gözlemevi büyük bir parkın ortasında. Tam ağaçların içinden yokuşu tırmanırken hava iyice bozmaya başladı. Kişibaşı 8 GBP ödeyerek müzeye girdik. Sıfır noktasında fotoğraf çekmeye başlamıştık ki, bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Ama nasıl bir yağmur, binanın kapı girişinden bahçeyi bile göremiyoruz. Belli saatte düzenlenen rehberli anlatımlar bile yapılamadı. Yine de yağmurun birkaç dakikalık yavaşlamalarını fırsat bilip fotoğraf için bahçeye koşuyoruz. Üstelik meridyen çizgisindeki şehirlerin içinden bize göre dünyanın asıl sıfır noktası olan İstanbul’un ismi üzerinde fotoğraf çekmeyi bile başarıyoruz. Yağmur dinecek gibi görünmediğinden gözlemevinin diğer binalarını da dolaşıp parkın içinden denizcilik müzesine ulaştığımızda bir güzel ıslanmıştık. Ne yağmurluk ne de şemsiye bizi kurtaramadı. Kuruma, müze gezme ve kahve molasından sonra kasabanın merkezine , limana gittik. Londra merkezine giden nehir otobüslerinden birisine binip yarım saatlik çok keyifli bir Thames nehri turu ile Embarkment’e geldik. Kişi başı tek yön 6,80 GBP, ama Oyster Card ile 4,50.Leicester Meydanı’na kadar yine yürüdük. Birkaç gündür internetten kıyı köşe koltuklar dışında yer bulamadığımız Stomp için kapıdan şansımızı denemek istedik. Ambassador Theatre’de internetteki yerler bile kalmamış. Sahneyi doğru dürüst görmeyen koltukları da biz istemedik. Her türlü nesnenin vurmalı çalgı olarak kullanıldığı gösteriyi Türkiye’de de kaçırmıştık. Burada da kısmet olmayınca çok üzüldük. Aslında New York Broodway’de de son dakika biletlerinde hem yer hem fiyat konusunda hep şanslıydık ama bu sefer olmadı.

Eve dönüş günü Victoria Station’a kadar Oyster card kullandık Ödediğimiz kişibaşı 41;80’den sonra 10’ar GBP yükletmiştik. 5’er GBP depozitle beraber 7,50’şer GBP iade aldık. 1 haftada metro ve otobüs için2 kişi 60 GBP ödemişiz. İlk gün aldığımız Gatwick Expres biletimizle havaalanına geldik. Uçak yine dolu. 45 dakikalık gecikmeyle 3 saatte Istanbul’umuza ulaştık.
Aklımızda neler mi kaldı:
Londra’nın tahminlerimizden çok daha güzel bir şehir olmasından etkilendik.
İngilizlerin ilgi ve nezaketlerine bayıldık.
Fiyatları TL’ye çevirince gözlerimiz faltaşı gibi açıldı.
Atatürk’ün balmumu heykelinin kırılmış olmasına üzüldük.
Metrolarının çok kullanışlı olmasını takdir ederken bavullarla merdivenleri tırmandığımızda asansörlerinin olmamasına söylendik ama ingiliz centilmenlerinin hemen yardımcı olup bavullarımızı taşımalarıyla söylenmekten vazgeçtik…
Dünyanın her kültüründen yemeklerin bol ve kaliteli olmasına sevindik, keyifle yemek yiyebildiğimiz için mutlu olduk.
Çok ıslandık…
Çok ıslandık…
Çok ıslandık…
Bir sonraki İngiltere tatili için daha az turistli ve yağışlı bir dönem seçmeye karar verip Londra’yı anılarımıza yerleştirdik.

Flickr Album Gallery Powered By: Weblizar

İNGİLTERE, Londra” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir