ZAMBİYA

Güney Afrika, Mozambik, Zimbabwe ve Zambiya’yı görmeyi planladığımız seyahatimizin en etkileyici noktalarından bir tanesi de Zambiya’daki Victoria Şelaleleri oldu. Johannesburg’dan British Airways ile Livingstone’a uçtuk. Biniş işlemleri sırasında, daha önce Kenya’ya giderken aldığımız 10 yıl geçerli sarı humma aşısı belgelerimiz de istendi. havaalanında aynı yere 15 dk. arayla uçan Lufthansa’nın kapısında rehber arkadaşlarımız Canan, Tarkan ve onların arkadaşlarıyla karşılaştık.

zambiya-00002Küçücük bir yerleşim olmasına rağmen Zambiya’nın başkenti Lusaka’dan çok daha fazla turist alan yerleşim, şelaleyi keşfeden İskoç misyoner Dr. David Livingstone’nin adını almış. Yerlilerin “gürleyen duman” anlamında Mosi Oa Tunya dedikleri doğa harikası 1855’de birdenbire İngiltere Kraliçesi Vicotoria’nın adını alıvermiş.

1,5 saatlik uçuşumuz şelalenin üzerinde muhteşem bir tur ile bitti.İnanılmaz güzel açılarla inişe geçince uçaktan fotoğraf bile çekebildik.Sevgili pilotumuzun büyük inceliği sayesinde ertesi gün için planladığımız helikopter turuna da hiç gerek kalmadı.

Kişibaşı 50$vize ücretini ödeyerek çıktık alandan.Taksiciler birkaç dakikalık yola 20$’dan aşağı fiyat vermiyorlar. Sırt çantalı gezginlerin bahsettiği 5$’ın yanından bile geçmiyorlar. Burada fiyatlar sanırız müşterinin tipine göre belirleniyor.

zambiya-00004Otelimiz Afrika evleri tarzında tatil köyü gibi. Zaman kaybetmeden şelaleye gittik.20$ giriş ücretini ödeyip içeri girdiğimizde sıcak havanın yerini suyun gürültüsüyle karışık muhteşem bir serinlik aldı. Güneşin altında yoğun bir yağmur etkisi başlayınca yağmurluklarımızı giydik, yaklaştıkça fotoğraf makinasını korumak zorlaştı. Bir noktadan sonra makinayı şeffaf bir torbaya koyarak fotoğraf çekmeye başladık.

Tek noktadan 1,5 km genişliğinde 100 mt. yüksekten akan şelalenin her noktasını görebilmek için kayalığın en ucuna kadar gittiğimizde yağmurluklara rağmen sırılsıklam olmuştuk. Bize göre dünyada eşi benzeri olmayan en görülesi şelale hiç tartışmasız burası. Iguasu ve Niyagara’yı da gördük ama Victoria bambaşka. Hele hele gün boyu eksilmeyen o gökkuşağı yok mu……

zambiya-00011Livingstone’nin heykelini de görüp kayalığın aşağısındaki nehir kıyısına kadar inen merdivenleri gözümüze kestirdik. Yolda karşılaştığımız yorgun turistlerin uyarılarından etkilenmeden vadinin içinden kıvrıla kıvrıla inen 600 mt’lik patika ve basamaklı yolu sevimli maymunlar eşliğinde nefes nefese indik. Zambiya – Zimbabwe sınırını oluşturan köprüyü aşağıdan ve çok güzel bir açıdan gören nehrin en sakin kıyısına gelmiştik. Bizimle birlikte inerken hiç zorlanmadan sahilde yürür gibi gelen Hong Konglu çiftin 70 yaşında olduklarını ve dünyayı gezdiklerini öğrendiğimizde bütün dikkatimizi muhteşem manzaraya vererek yorgunluğumuzu gizlemeye çalıştık. Dönüşte onlara görünmemekle çok iyi ettik, dizlerimiz titriyordu.

Akşam otelin restoranı Afrika kupası maçlarını izlemeye gelenlerle doluydu. Biz ayrılmadan Zambiya Afrika şampiyonluğu ilan etmişti.

Helikopter turundan vazgeçtiğimiz için yerel hayatı görmeye karar verdik. Daha önce kültür köyü olarak gezilebileceğini okuduğumuz , taksicinin de sözettiği Mukuni’ye karar verdik. Bazı yerlerde yerli halkın fotoğraf çekmemize sert tepki vermesi yüzünden pek fotoğraf umudumuz olmadan yarım günlüğüne anlaştığımız taksi ile Mukuni Köyü’ne doğru yola çıktık.

Livingstone’dan Mukuni’ye 10 km’lik bir toprak yolla gidiliyor. Şöförümüzün önce restauranta uğrayacağımızı söylediği yer, açık bir alanda kadınların yemek pişirdiği boş bir yerdi. Gölgelere atılmış masalarda kahvaltı yapanlar, az ilerideki dolmuşlara yükleriyle binmeye çalışan yolcular vardı. Biz fotoğraf çekerken şoför hemen bir grubun elleriyle yediği balığın başına oturdu. Biz “hadi gidelim ” dediğimizde o rahat yesin diye diğerleri bizi lafa tutmaya çalıştılar.

zambiya-00023Şoförümüzün keyfi yettiğinde tekrar yola çıktık. Sonunda turiste en alışık Zambiya köyüne ulaştık. 700 yıllık köyde bizi ilk karşılayan köy kahvesi gibi de kullanılan devasa mango ağacı oldu.

Ağacın altında oturan köylüler bizi görünce biraz hareketlendiler. Bu sevimli köy bir tür krallık sistemi olan şeflikle yönetiliyormuş. Babadan oğula ya da erkek kardeşe geçen tahtın sembolü de ufacık bir taşmış. Bize anlatılan yeni şefe yutturulan taş ömür boyu midesinde kalıyor, ölümüne yakın da kusturularak çıkartılıyormuş. Şefin ölümü de “taş kırıldı” olarak duyurulyormuş. Şefin yerel gazetelerde sık sık beyanları olduğunda pek sembolik değil aktif bir görevde olduğunu da anladık.

Leya kabilesinin en büyük köyü suya uzak, verimsiz, tarıma elverişsiz olunca yönünü turizme çevirmiş.

zambiya-00031Kültür köyü olarak doğal yaşantılarını değiştirmeden el sanatları ürünleri satışı ve giriş ücreti ile gelir sağlamaya başlamışlar. Köy sakinlerinden bazıları yerel rehberlik yapıyorlar. Bize 30’lu yaşlarda modern giyimli güzel bir rehber geldi. Adı Yanina. Önce meydandaki mango ağacının önemini, Livingstone’nin bile orada oturduğunu sonra da ilerideki 2 gözlü ufacık hapishanenin bazen 6-7 kişiyle dolu olsa da dünden beri boş olduğunu gülerek anlattı. İlk adımda karşılaştığımız çocuk kalabalığı gezimiz boyunca hiç eksilmedi.

Toprak kulübelerin yanlarındaki boşluklarda sebze, yer fıstığı, darı yetiştiriyorlar. Başka ülkelerde çerez olarak yenen darıdan burada bira yapılıyormuş.

Kulübelerini yuvarlak olması da köşeli kuytuları seven yılanların yer bulamadan çıkıp gitmeleri içinmiş. Mukuni’de her evin ufak bir avlusu var. Kulübelerinin içiyse çarşaf perde ile genellikle 2 odaya bölünmüş. Erkeklerin 5 kadına kadar alma hakları varmış. Her evlendiklerinde yeni kulübe inşa edip yeni eşe de en az 3 inek hediye etmeleri gerekiyormuş. Ama çoğunlukla bütçeler çok evliliğe izin vermiyormuş. Yanina kocasının tek eşi olduğunu söyledi.” İyi ki durumu fazlasına uygun değil, yoksa bana sormasına bile gerek kalmaz” diyor.

zambiya-00029Köyün lisesine gittiğimizde pencereden sarkan öğrencilerin tezahüratları eşliğinde sınıfa girdik. Hallerinden memnun görünen güleryüzlü öğrencilerle tahtaya “Türkiye, İstanbul” yazdık, “mabuka”nın merhaba olduğunu öğrendik. Okuldan çıktıktan sonra arkamızdan koşarak gelen bir öğrenci beklememizi rica etti. Okul müdürü birimizin öğretmen olduğunu öğrenince tanışmak istemiş. Sohbet sırasında lisede 140 öğrenci 13 öğretmen olduğunu söyledi. Oradan ilkokula geçtik. Yanımızda getirdiğimiz şeker ve çikolataların tamamını çocuklara dağıtmamıza rağmen yetmeyince gerçekten çok üzüldük. Çocuklar o kadar sevimli ve sıcaklardı ki zamanımız olsaydı gün boyu kalabilirdik orada. Öğretmenler de çok yakın ilgi gösterip Türkiye hakkında sorular sordular ve arkadaşlarını uğurlar gibi yolcu ettiler bizi.

Çok yaygın olan aids, sıtma gibi hastalıklara karşı korunma, tedavi amaçlı sağlık merkezlerinin olması da çok dikkatimizi çekti. Rehberimiz birçok yabancı kuruluşun özellikle öksüz ve yetim çocuklar için özel destekleme programları olduğunu söyledi. Kara kıta Afrika’daki birçok yerleşime göre şanslı olsalar da yaşlanma şansları pek olmuyormuş. Zaten gördüğümüz yaşlı sayısı da çok azdı.

Turu bitirip köy pazarına ulaştığımızda sıcaktan bezmiş kadın satıcıların, gölgede uyuyan erkeklerin ve tezgahlardaki az miktarda sebze ve meyvenin fotoğraflarını çekmek istedik.Ama özellikle kadınlar arkalarını dönerek tepki verince şaşırdık.Köyün içinde herkes gülerek poz verdiğinden bu duruma pek anlam veremedik. Galiba tur bölgesinin dışına çıkınca durum böyle…..

Meydana döndüğümüzde şoförümüzün de bulunduğu mango ağacı altındaki kalabalık aniden hareketlenip hemen yandaki tezgahlarının başlarına geçtiler. Çoğunluğu ahşap işlerden oluşan hediyeliklerden güzel bir maskeyi seçip pazarlık yapmamıza rağmen turistik bir rakama alıp Mukuni’den ayrıldık.

Ocak ayındaki ünlü Lwindi törenlerini kaçırdığımıza üzüldük ama Zambiya’da birçok kabilenin benzer törenleri yılın hemen her ayında varmış. İnşallah bir dahaki gelişimizde birini yakalarız.

Dönüş yolu üzerinde önemli bir ağaç gölgesi ziyaretimiz daha oldu.Bekçisi 500 yıllık kocaman ağacın altında merdivenle tırmanıp manzarayı göstermek için bütün gün bekliyor. Geliri de turistlerin vereceği sigara parası.

zambiya-00014Taksicimiz Eric’den bizi Zimbabwe sınırında indirmesini istedik. Çünkü Victoria şelalesinin kalanı Zimbabwe tarafında ve biz hepsini görmeye kararlıyız. Araçla geldiğimiz noktadan sonra yaya olarak bir gün önce gördüğümüz köprüye çıktık. Sınır köprünün tam ortasında. Gümrük işlemleri noktasına kadar götüren çekçekler de var. Sınırdaki tek beyaz biziz. Kendi aralarında ticaret için gidip gelenlerin kuyruğunda bekleyip sıramız geldiğinde Türk vatandaşları için kapıdan alınacak vize ücretinin kişibaşı 100$ olduğunu öğrendik. Buraya kadar gelmişken tabii ki vazgeçmedik. Zimbabwe sınırını geçer geçmez bir anda çok düzenli tertemiz bir ortam ve yepyeni arabaları görünce çok şaşırdık. Güven veren pırıl pırıl bir taksi ile önce Victoria Falls şehrine geçtik, şehir merkezinde turlayıp kolonial dönemden kalma 100 yıllık ünlü Victoria Falls Otelde kahve molası verdik. Taksici birçok filmin de burada çekildiğini söyledi. Zengin müşteri profili, benbeyaz duvarları ve şelalenin uzaktan görünen dumanlarıyla bize Kenya’da çekilmiş olan Out of Afrika filminin sahnelerini hatırlattı.

Tekrar taksiyle sınıra yakın olan şelaleye geldik. Zimbabwe tarafında şelale girişi 30$. Manzara burada daha uzun ama belki de ilk günün heyecanı geçtiğinden Zambiya tarafının daha güzel olduğunu düşündük. Zambiya’ya döner dönmez karmaşa tekrar başladı. Taksiciler, dükkancılar hiç bir turisti para almadan bırakmamaya kararlılar.

Livingstone merkezinde epeyce dolaştık. Halk fotoğraf çekmemizden pek hoşlanmadı. Çekebildiklerimizle yetindik. Merkezde yeni açılmış büyük ve modern bir markete uğrayıp sonra da bahçeli, güzel bir restaurantta yemek yedik.

zambiya-00041Rafting, bungi jump sevenlere, şelalenin tepesinde akıntı içindeki havuza girmeye cesaret edenlere yapacak başka şeyler var Livingstone’da ama bu kadarı bizim için yeterliydi. Dünyada en yüksek bungi jump sınırdaki demir köprüden yapılıyor. Biz gelmeden birkaç gün önce bungi jump yapan bir turistin ipinin kopması haberi internette rekor kırıyordu. Denemeyi aklımızdan bile geçirmedik:)

Dönüşte Johannesburg aktarmasıyla Mozambik’e gitmek üzere alana geldiğimizde aynı rehber arkadaşlarımızla tekrar karşılaştık.

Onlar Johannesburg’dan kar nedeniyle hayatın durduğu onlarca uçuşun iptal olduğu İstanbul’a dönerken biz parmak arası terliklerimizle Mozambik’e doğru yola devam ettik.

Hürriyet Seyahat’de yayınlanmış yazımızı  da okumak için linki tıklayabilirsiniz. http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/20006000.asp

Flickr Album Gallery Powered By: Weblizar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir